Kişiselleştirilmiş hizmetleri sunmak ve web sitemizi geliştirmek için çerezleri kullanırız. Daha fazla bilgi
Tamam

#13 Endüstri Dünyası- Ocak/Subat 2026Sayı #203 - 26/02/2026

Endüstri-Dünyası.com; binlerce seçilmiş firma ve ürün yazılarıyla sanayideki profesyonellerin yeni ürünler, çözümler ve yeni tedarikçiler ararken başvurdukları temel bir kaynak olmuştur.

SLC Sorter Drive - Endüstriyel Lojistikte İleri Tahrik Teknolojisi

Artan e-ticaret hacmi ve yüksek işlem kapasiteleri, lojistik ve malzeme taşıma sistemlerinde hız, doğruluk ve sürekliliği kritik hâle getirmiştir. Bu gereksinimlere yanıt olarak geliştirilen ileri tahrik çözümleri, lojistik merkezlerinde kullanılan sorter sistemlerinin performansını doğrudan etkilemektedir. SEW EURODRIVE tarafından geliştirilen SLC Lineer Tahrik Sistemi, modern lojistik tesisleri için yüksek verimli ve güvenilir bir çözüm sunmaktadır.

Lojistik Sistemlerinde Yeni Nesil Tahrik Yaklaşımı
SLC Lineer Tahrik Sistemi; havaalanları, kargo merkezleri ve paket lojistiği tesislerinde yaygın olarak kullanılan loop sorter sistemleri için tasarlanmış ileri düzey bir lineer tahrik çözümüdür. SEW EURODRIVE’ın uzun yıllara dayanan mühendislik deneyimiyle geliştirilen sistem, 2011 yılından bu yana dünya genelinde yüzlerce kilometrelik sorter hatlarında başarıyla kullanılmaktadır.
Sistemin temelinde yer alan lineer motor teknolojisi, sabit primer motor bileşenleri ile hareketli sekonder mıknatısların etkileşimine dayanır. Dişli, kayış veya zincir gibi mekanik iletim elemanlarına ihtiyaç duyulmaması; düşük gürültü seviyesi, minimum aşınma ve son derece düşük bakım gereksinimi gibi önemli avantajlar sağlar. Bu yapı, özellikle kesintisiz çalışan lojistik tesislerinde operasyonel sürekliliği artırır.

SLC Sorter Drive Sisteminin Öne Çıkan Özellikleri

Modüler ve Ölçeklenebilir Yapı
Sistem, farklı sorter uzunlukları ve kapasitelerine uyum sağlayabilecek modüler bir mimariye sahiptir. Tahrik istasyonları, kuvvet gereksinimine göre her bir istasyon bir, iki veya üç primer motor içerecek şekilde yapılandırılabilir, daha fazla kuvvet gereksinimi ve hat uzunluğu durumunda istasyon sayısı artırılarak primer kullanımı tekrar edilir.

Yüksek Hız ve Kuvvet Performansı
Her bir primer motor 200 N nominal ve 400 N maksimum kuvvet üretir. Sistem, 2,5 m/s sürekli çalışma hızında işletilebilir ve anlık olarak 4 m/s hızlara ulaşabilir.

Hassas Konumlandırma
SEW EURODRIVE’ın EL3Z lineer enkoder çözümü sayesinde yüksek konumlandırma doğruluğu sağlanır. Ölçümün doğrudan mıknatıslar üzerinden yapılması, ilave ölçüm ekipmanlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırır.
Dijital Entegrasyon ve Kolay Devreye Alma
Dijital motor entegrasyonu(MOVILINK DDI®) ile motor verileri sürücülere otomatik olarak aktarılır. Tek kablo teknolojisi, montaj süresini ve işçilik maliyetlerini azaltırken devreye alma sürecini hızlandırır.

MOVI-C® Platformu ile Tam Uyum
SLC Sorter Drive Sistemi, SEW EURODRIVE’ın MOVI-C® otomasyon platformu ile tam uyumlu çalışır. Merkezi veya pano gerektirmeyen inverter çözümleriyle entegre edilebilir ve güncel emniyet standartlarını destekler.

Kullanım Alanları
SLC Sorter Drive Sistemi, yüksek kapasiteli ve kesintisiz çalışması gereken birçok uygulamada tercih edilmektedir:
•    Havaalanı bagaj sistemleri
•    Kargo ve paket lojistiği tesisleri
•    Dağıtım merkezleri
•    Otomatik depolama ve ayırma sistemleri

Sonuç
SEW EURODRIVE SLC Sorter Drive Sistemi, lineer motor teknolojisi, düşük bakım ihtiyacı ve yüksek hız performansı ile modern lojistik ve malzeme taşıma sistemleri için güçlü bir tahrik çözümüdür. Güvenilir yapısı ve esnek entegrasyon kabiliyeti sayesinde uzun vadeli ve sürdürülebilir bir yatırım alternatifi sunmaktadır.

MCP9604 Termokupl Şartlandırma Entegre Devresi

Sektörde benzersiz olan Microchip'in MCP9604'ü, türünün ilk örneği olan 1,5°C maksimum doğruluğa sahip, 4 kanallı termokupl şartlandırma entegre devresidir. En yaygın sekiz termokupl tipini (J ve K dahil) kabul edebilen bu entegre devre, maliyetli hat içi sistem üretimini basitleştirir. Termokupllar ve MCP9604 kullanımıyla, sisteminiz "termokupl" demeden önce 12°C'nin üzerinde bir hassasiyetle ana sisteme rapor vermeye başlayacaktır.

Birçok analog amplifikatör tasarımı yalnızca ITS-90 (NIST tanımlı) sıcaklığının tek dereceli doğrusal yaklaşımına göre doğruluk belirtirken, MCP9604, ±1,5°C maksimum doğruluğu korumak için daha yüksek dereceli ITS-90 denklemlerine bağlı kalır. İster marshmallow kızartacak kadar sıcak, ister kahvenizi donduracak kadar soğuk havalarla karşı karşıya olun, MCP9604​​​​​​​ size çözüm sunuyor.

Daha Fazla Bilgi Edinmek içicn burayı tıklayın!
 

Otomasyonda karmaşıklığı aşmak

Otomasyon sistemlerinde performansa yönelik talepler arttıkça, karmaşıklığın performanstan da hızlı bir ivmeyle arttığı görülüyor. Yeni nesil makinelerin daha yüksek hassasiyet, daha fazla esneklik ve daha hızlı devreye alma vaatlerine karşın, bu iddialı hedeflerin pratikteki yansıması genellikle daha fazla kablo, daha karmaşık konfigürasyonlar ve içinden çıkılmaz entegrasyon sorunları oluyor. Sonuç olarak, tam da müşterilerin daha kısa teslim süreleri ve daha düşük maliyetler beklediği bir ortamda, kontrol edilmesi giderek zorlaşan bir geliştirme döngüsüyle karşı karşıya kalınıyor.

Otomasyon sistemlerinin giderek karmaşıklaşması, makine üreticilerini hareket sistemlerini tasarlama ve uygulama şekilleri üzerine yeniden düşünmeye sevk ediyor. Kollmorgen EMEA Uygulama Mühendisliği Yöneticisi Nicola Pezzolato, yeni nesil servo teknolojisinin üreticilerin tasarımı basitleştirmesine, esnekliği artırmasına ve tedarik zincirlerini daha dayanıklı hale getirmesine nasıl yardımcı olduğunu ele alıyor.

Günümüz makine üreticilerinin karşılaştığı temel zorluk da tam olarak bu. Üreticiler, bir yandan tedarik zincirlerinde öngörülmezlik, küresel standartlar arasında rekabet ve bileşenlerin bulunabilirliğinde değişkenlik gibi sorunlarla mücadele ederken, diğer yandan rekor sürede yüksek performanslı sistemler sunma baskısı altındalar. Böyle bir ortamda, en büyük atılımlar her zaman yeni özellikler veya sıra dışı kabiliyetler eklemekle değil, bazen de temel dinamiklerin yeniden ele alınmasıyla geliyor.
Bu değişim, üç temel fikirden besleniyor. Birincisi "doğru boyutlandırma": Bu fikir, hiçbir zaman kullanılmayacak kabiliyetlere fazladan bütçe ayrılması yerine, sistemlerin yalnızca katma değer sağlayan fonksiyon ve özellikler içermesini sağlama ilkesini temsil ediyor. İkincisi "açıklık": Bu fikir, kullanıcıları kapalı ekosistemlere mecbur bırakmadan, farklı kontrol birimleri, farklı protokoller ve farklı pazarlar arasında serbestçe bağlantı kurabilen hareket sistemleri oluşturmayı amaçlıyor. Üçüncüsü ise "dayanıklılık": Bu fikir de küresel belirsizliklerin ortasında dahi güvenilir bir şekilde üretilebilen ve desteklenebilen ekipmanlar tasarlamayı tanımlıyor.

Bu ilkeler, esneklik, güvenilirlik ve basitliğin birbiriyle çelişmediği, aksine aynı tasarım felsefesinin ayrılmaz birer parçası olduğu yeni bir hareket kontrolü yaklaşımını tarif ediyor.

Gereksiz karmaşıklığın gizli maliyetleri
Esnek makineler tasarlama gayreti, birçok OEM'in hareket sistemlerini ihtiyaç duyulandan çok daha gelişmiş özelliklerle donatmasına neden olabiliyor. Teoride sayısız potansiyel fayda sunan ancak pratikte hiçbir zaman kullanılmayacak gelişmiş özelliklerle dolu servo sürücüler ve motorlar tercih ediliyor.
Aslında bu tercihin arkasındaki motivasyon oldukça anlaşılır. "En üst seviye" seçeneği tercih etmek, gelecekte ortaya çıkabilecek gereksinimlere ve istisnai durumlara karşı alınmış güvenli bir önlem gibi algılanabilir.

Ancak bu yaklaşımın gizli (ve hatta bazen açıkça görülebilen) maliyetleri de beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Kullanılmayan her bir özellik; mühendislik çalışması, yapılandırma süresi ve envanter yönetimi alanlarında ek yükler getirir. Gereğinden fazla özelliğe sahip sistemler, güvenlik doğrulamasından termal yönetime kadar tüm kontrol ortamı üzerine de ek yük bindirme eğilimi gösterir. Bu durum düzinelerce eksenle ölçeklendiğinde, karmaşıklığın maliyeti, geliştirme verimliliğinin ve sahadaki gerçek kullanımın önünde ciddi bir engele dönüşebilir.

Deneyimlerimiz, uygulamaların yaklaşık %80'inin aslında sadece en temel ve en zaruri özellikleri kullandığını gösteriyor. Dolayısıyla, daha etkili bir tasarım stratejisi, makine tasarımına modüler bir bakış açısıyla yaklaşmayı; yani belirli bir görev için gereken kabiliyetleri, fazlasına kaçmadan, tam olarak sunan hareket bileşenlerini seçmeyi gerektiriyor. Bu durum performanstan ödün vermek anlamına gelmez; aksine, hareket kontrolünde büyük önem taşıyan hassasiyetin, sistem tasarımının kendisine de uygulanması anlamına gelir.

Bu "doğru boyutlandırma" felsefesi, otomasyon dünyasında giderek daha fazla kabul görüyor. Bu eğilim, uygulamaların büyük çoğunluğunu standartlaştırılmış ve optimize edilmiş seçeneklerle karşılayabilen servo platformlarına yönelik artan talepte kendini gösteriyor. Gereksiz özellikleri ortadan kaldırıp çoğu kullanıcının gerçek ihtiyaçlarına odaklanmak, makine üreticilerinin hem zorlu performans standartlarını karşılamaya devam etmelerini hem de mühendislik süreçlerini basitleştirip pazara sunma sürelerini kısaltmalarını sağlıyor.
Kapalı ekosistemlerin kısıtları ve açık sistemlerin gücü
Pek çok kontrol platformu, ancak "kapalı ekosistem" olarak adlandırılabilecek bir yapı sunar. Bu sistemlerde kontrolör, sürücüler, yazılım ve hatta kablolar, yalnızca birbirleriyle uyumlu çalışacak şekilde tasarlanır.
Bu yaklaşım, teorik olarak uyumluluğu garanti altına alır, ancak pratikte, bu durum çoğu zaman verimsizliklere yol açar. Makine üreticilerini tek bir tedarikçiye bağımlı kılarak esnekliği kısıtlar ve tedarik sorunları yaşandığında veya müşteri farklı bir PLC ortamı tercih ettiğinde ciddi zorluklar yaratır.

Buna karşılık, günümüzde, güvenilirlikten ödün vermeden OEM'lere özgürlük sunmayı amaçlayan daha açık ve sistemler arası uyumluluğa odaklanan bir yaklaşım yükselişe geçmiş durumda. Örneğin, çoklu protokol desteğine sahip servo sürücüler, donanım değişikliği gerektirmeden, basit bir yazılım yapılandırmasıyla EtherCAT, PROFINET ve EtherNet/IP ağları üzerinde çalışabiliyor. Bu sayede aynı sürücü ve motor platformu, coğrafi konumdan veya müşteri tercihinden bağımsız olarak çok çeşitli kontrolörler ve fieldbus mimarileriyle entegre olabiliyor.

Küresel ölçekte faaliyet gösteren makine üreticileri için bu, çok büyük bir avantaj anlamına geliyor. Belirli bir pazar için tasarlanmış bir makine, kontrol mimarisini yeniden düzenlemeye veya her protokol için ayrı malzeme listeleri (BOM) tutmaya gerek kalmaksızın başka bir pazarda da kolayca devreye alınabilir. Bu durum, sertifikasyon süreçlerini basitleştirir, mühendislik yüklerini azaltır ve uzun vadede servis verilebilirliği artırır.

Açık sistemler, farklı teknoloji ortaklarının ürünlerini bir arada kullanmayı da kolaylaştırır. Sürücüler ve motorlar bir tedarikçiden temin edilirken, PLC'ler (Programlanabilir Mantıksal Denetleyiciler) ve HMI'lar (İnsan-Makine Arayüzleri) başka bir tedarikçiden seçilebilir. Tüm bileşenler standartlaştırılmış iletişim katmanları aracılığıyla aynı "dili" konuştuğu sürece, sistem sorunsuz bir şekilde çalışacaktır.

Bu yaklaşım, kurulumu basitleştirip uyumluluk sorunlarını önlemeye yardımcı olmanın yanı sıra, OEM'lerin dayanıklı sistemler oluşturmalarına ve bileşen tedariğinde yetersizlik veya gecikme yaşandığında hızla tepki vermelerine de olanak tanır. Bu konu, özellikle son yıllarda yaşanan kesintilerin ardından birçok işletmenin gündemindeki önceliğini korumaktadır.

Modern beklentilere yanıt vermek
Makine üreticileri için açıklık ve basitliğin sunduğu değer, salt bir kolaylığın çok ötesindedir. Bu yaklaşım, daha isabetli ticari kararlar alınmasına zemin hazırlar. Donanımların birden fazla bölgede ve farklı kontrol mimarilerinde kullanılabilmesi, envanter yönetimini kolaylaştırır. Sürücü sistemlerinin öngörülebilir teslim süreleriyle stoktan temin edilebilmesi proje planlamasını daha güvenilir kılar. Yazılım araçlarının kurulum hatası riskini en aza indirmesi ise, farklı ekipler ve sahalar arasında daha hızlı ve tutarlı bir devreye alma süreci sağlar.

Tüm bunlar, sektörde sessiz ancak kararlı bir zihniyet değişimi yaşandığını gösteriyor. "Daha fazla özellik = daha fazla kabiliyet" şeklindeki eski denklem, yerini çok daha incelikli bir yaklaşıma bırakıyor. Yeni denklemde ise akıllıca uygulanan yeterli özellikler, daha iyi sonuçlar anlamına geliyor.

Kollmorgen gibi üreticiler de bu değişime, hayal edilebilecek her özellik yerine çoğu kullanıcının ihtiyaç duyduğu temel özellikler etrafında geliştirilen servo platformları sunarak yanıt veriyor. Kollmorgen Essentials serisi gibi sistemler, otomasyona yönelik pragmatik bir yaklaşımı yansıtıyor. Bu yaklaşım, gereksiz karmaşıklığı ortadan kaldırırken yüksek kaliteli performansın ve tüm sistemler arasında uyumlu çalışmanın sürdürülmesi ilkesine dayanıyor.

Ortaya çıkan sonuç ise bir taviz değil, yeni bir kalibrasyon anlamına geliyor. Bunun için, her eksenin aşırı mühendislik gerektirmediğini, her makinenin ısmarlama entegrasyon çözümlerine ihtiyaç duymadığını ve her bileşenin tek bir ekosisteme bağlı kalmak zorunda olmadığını kabul etmek gerekiyor.

Otomasyon dünyası hızla ilerlerken, “yarının zorluklarını aşmanın en iyi yolunun mümkün olan her teknolojiyi sisteme dahil etmek” olduğu yanılgısına düşmek çok kolay. Ancak en akıllıca ilerleme, çoğu zaman bir şeyler ekleyerek değil, var olanı basitleştirerek elde edilir.

Açıklık, dayanıklılık ve doğru boyutlandırılmış tasarıma odaklanan makine üreticileri, çevrelerindeki dünya daha karmaşık hale gelse bile, daha hızlı geliştirme süreçlerine, daha düşük maliyetlere ve daha güvenilir sistemlere sahip olabilirler.
 

Siber Güvenlik İhmalinin Bedeli Ağırlaşıyor

Dijital dönüşüm yatırımları hız kazanırken, şirketlerin karşı karşıya kaldığı siber risklerin maliyeti de her geçen gün artıyor. Fidye yazılımları, veri sızıntıları ve sistem kesintileri; yalnızca BT departmanlarının değil, doğrudan şirket bilançolarının ve marka değerinin de en kritik risk kalemleri arasında yer alıyor.

Siber tehditler, artık sadece dışarıdan gelen basit virüs saldırıları olmaktan çıkıp, çok daha sofistike ve hedef odaklı operasyonlara dönüştü. Üstelik birçoğu artık yapay zekanın kabiliyetlerinden de faydalanıyor. Dijital dönüşümle birlikte şirketlerin “saldırı yüzeyi” denilen risk alanları genişledi. ERP sistemleri ise bu yeni denklemde, bir şirketin adeta “kalbi” veya “beyni” konumunda. Finans, üretim, insan kaynakları, AR-GE gibi tüm kritik ve hassas veriler artık bu merkezi sistemlerde tutuluyor. 

Industrial Application Software (IAS), özellikle ERP sistemlerinde göz ardı edilen güvenlik açıklarının, şirketler için ciddi finansal ve operasyonel kayıplara yol açabileceği konusunda uyarıyor. IAS CTO’su Bahtiyar Tan, ERP sistemlerinin artık yalnızca bir iş yazılımı değil, şirketin tamamını ayakta tutan dijital omurga olduğunu vurguluyor ve siber saldırıların gerçek maliyeti konusunda bilgi veriyor: “Siber güvenlik ihlallerinin maliyeti, çoğu zaman yalnızca fidye bedelleri veya BT onarım harcamalarıyla sınırlı kalmıyor. Üretim hatlarının durması, teslimatların aksaması, kritik AR-GE bilgilerinin sızması ve müşteri verilerinin ortaya çıkması gibi sonuçlar; şirketleri uzun vadeli bir güven ve itibar kaybıyla karşı karşıya bırakıyor. Özellikle regülasyonların sıkılaştığı günümüzde, veri ihlallerinin idari para cezaları, hukuki yaptırımlar ve sözleşmesel kayıplar gibi doğrudan finansal sonuçları da bulunuyor.”

Dağınık Sistemler, Artan Risk ve Kontrol Kaybı
Birçok kurumda verilerin farklı yazılımlar, yerel sunucular ve manuel dosyalar arasında dağınık şekilde tutulduğuna dikkat çeken Bahtiyar Tan, bu yapının güvenlik açısından ciddi bir zafiyet oluşturduğunu belirtiyor: “Dağınık sistemler; yetkisiz erişim riskini artırıyor, denetimi zorlaştırıyor, bir ihlal durumunda hasarın kaynağını ve kapsamını tespit etmeyi güçleştiriyor. Bütünleşik bir ERP platformu, veriyi tek ve güçlü bir merkezde toplayarak güvenlik yatırımlarının daha etkin kullanılmasını ve riskin kontrol altına alınmasını sağlıyor.”

Güvenlik Sonradan Eklenen Bir Özellik Olamaz
IAS olarak, siber güvenliği yazılımın üzerine sonradan eklenen bir “ekstra” olarak değil, mimari bir zorunluluk olarak ele aldıklarını belirten Tan, “canias ERP platformu, yazılım geliştirme sürecinin en başından itibaren güvenlik prensipleriyle tasarlanıyor. Rol bazlı yetkilendirme, detaylı iz kayıtları (audit logs), veri şifreleme ve çok katmanlı erişim kontrolleri; hem dış saldırılara hem de içeriden kaynaklanabilecek hatalı veya kötü niyetli kullanımlara karşı riskleri minimize ediyor. Sahip olduğumuz ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikası, bu yaklaşımın uluslararası standartlara uygun şekilde sürdürüldüğünü ortaya koyuyor. Tüm bunların bir arada olduğu ERP güvenliği, yalnızca BT bütçesi kalemi olarak değil; kurumsal risk yönetiminin temel unsurlarından biri olarak ele alınmalı. Güvenli bir ERP altyapısı, şirketlerin operasyonel sürekliliğini korurken, beklenmedik siber olayların yaratabileceği yüksek maliyetli krizlerin de önüne geçiyor. Siber güvenliğe yapılan yatırım, bir maliyet değil; çok daha büyük kayıpları önleyen stratejik bir sigortadır” dedi.

Otomotiv endüstrisinin “en”leri, Automechanika Istanbul’un 25. yılı için bir araya geldi

Dünyanın önde gelen otomotiv satış sonrası endüstrisi fuarı Automechanika Istanbul, çeyrek asırlık başarısını Divan Kuruçeşme’de gerçekleşen, sektörün “En İnovatif, En Köklü ve En Hızlı” isimlerini buluşturan özel bir buluşmayla kutladı. Etkinlikte ayrıca, 8-12 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenecek Automechanika Frankfurt’un lansmanı yapıldı.

Messe Frankfurt Istanbul ve Hannover Fairs Turkey iş birliğiyle düzenlenen Automechanika Istanbul, 25 yıllık yolculuğunu vurgulayarak sektörün liderlerini buluşturdu. Otomotiv satış sonrası pazarının dünü, bugünü ve yarınının konuşulduğu “25. Yıl Sektör Buluşması”, sektöre yön veren kapsamlı bir panele ev sahipliği yaptı.

Sektörün “En”leri Aynı Sahnede: İnovasyon, köklülük ve hız

Hande Berktan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Çeyrek Asırlık Yolculuk: Automechanika Istanbul ile Dönüşümün Hikayesi” paneli, sektörün farklı dinamiklerini temsil eden özgün bir kurguyla izleyicilerin karşısına çıktı.

Panelde; dünyanın en büyük yedek parça üreticisi ZF Aftermarket’in Türkiye & Azerbaycan Genel Müdürü Selim Aydınlıoğlu “global ölçeği ve endüstriyel gücü”, fuarın en eski katılımcılarından Lucas Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı Aytuğ Sakallıoğlu “köklü geçmişi ve sadakati”, efsanevi Ralli Pilotu Volkan Işık ise “hızı, tutkuyu ve motor sporlarının duygusal yönünü” temsil ederek sektörü farklı perspektiflerden ele aldılar.

Konuşmacılar; Türk otomotiv sanayisinin yerel üretimden global bir ihracat devine dönüşümünü ve Automechanika Istanbul’un bu süreçteki stratejik rolünü, kendi tecrübeleriyle harmanlayarak paylaştılar. Volkan Işık’ın motor sporları dünyasından verdiği örnekler, yedek parça sektörünün sadece mekanik bir iş değil, aynı zamanda büyük bir tutku ve performans arenası olduğunu gözler önüne serdi.

Frankfurt 2026 Vizyonu: “Yapay Zeka, Dönüşüm ve Genç Yetenekler”

Etkinlikte sahne alan Messe Frankfurt Mobilite & Lojistik Başkan Yardımcısı ve Automechanika Marka Müdürü Michael Johannes, sektörün globaldeki ana buluşma noktası olan Automechanika Frankfurt 2026’nın vizyonunu paylaştı.

Johannes, 8-12 Eylül 2026 tarihlerinde Almanya’da kapılarını açacak fuarın; “Sürdürülebilirlik”, “Yapay Zeka”, “Dijitalleşme” ve “Yeni Mobilite Konseptleri” üzerine kurgulandığını belirtti. Özellikle Z kuşağına yönelik ödüllü “AMBITION” etkinlik formatı, yazılım tabanlı araç teknolojilerine odaklanan “HighTech4Mobility” forumu ve klasik araç sergisi fuarın öne çıkan yenilikleri arasında yer alıyor.

Michael Johannes konuşmasında; “Automechanika Frankfurt 2026, dijitalleşmeden sürdürülebilirliğe, yapay zekadan döngüsel ekonomiye kadar sektörü dönüştüren tüm kritik trendleri tek bir çatı altında toplayacak. 80'den fazla ülkeden beklediğimiz 4.500 katılımcı ile Frankfurt, inovasyonun küresel merkezi olmaya devam ederken; HighTech4Mobility ve AMBITION gibi yeni formatlarımızla geleceğin mobilite dünyasını ve genç yetenekleri odağımıza alıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Sürdürülebilir Gelecek İçin Güçlü İş Birliği: APRA ve Döngüsel Ekonomi 

Etkinliğin bir diğer önemli gündem maddesi ise sürdürülebilirlik oldu. Otomotiv parçalarının yeniden üretimi konusunda global otorite olan APRA (Automotive Parts Remanufacturers Association) ile gerçekleştirilen stratejik iş birliğine dikkat çekildi. Bu iş birliği sayesinde, ömrünü tamamlamış parçaların ekonomiye geri kazandırılması, karbon ayak izinin azaltılması ve döngüsel ekonominin güçlendirilmesi hedefleniyor. Automechanika Istanbul, APRA ile yürüttüğü bu ortaklıkla sektörün yeşil dönüşümüne öncülük etmeye devam edecek.

Geçmişten Geleceğe Güçlü Bir Köprü 

Sektörün duayenlerini, basın mensuplarını ve iş dünyasını bir araya getiren davet; Automechanika Istanbul’un 25 yıllık mirasının sadece bir kutlama değil, aynı zamanda geleceğin teknolojilerine ve yeni iş modellerine açılan bir kapı olduğunu bir kez daha kanıtladı. Geçmişin tecrübesini geleceğin vizyonuyla birleştiren etkinlik, sektörün önümüzdeki çeyrek asırda da global rekabette söz sahibi olacağının sinyallerini verdi.

SMARTFACTORY MES PLATFORMU

SmartFactory, üretim operasyonlarında tam şeffaflık, kontrol ve optimizasyon sağlamak amacıyla geliştirilmiş kapsamlı bir Üretim Yürütme Sistemi (MES)’dir. Sistem; CNC makineleri, robotik hücreler, PLC’ler ve operatör terminallerinden gerçek zamanlı veri toplayarak üreticilerin üretim durumunu, makine kullanım oranlarını ve operasyonel performansı merkezi ve kullanıcı dostu bir arayüz üzerinden izlemelerine olanak tanır. Esnek ve modüler mimarisi sayesinde mevcut makine parkuru ve kurumsal sistemlerle, büyük altyapı değişikliklerine ihtiyaç duymadan kolayca entegre edilebilir.

Üretim parametrelerini sürekli izleyen SmartFactory, duruş nedenlerini, performans kayıplarını ve verimsizlikleri hızlı bir şekilde tespit etmeye yardımcı olur. Dahili analiz araçları; OEE (Toplam Ekipman Etkinliği), kullanılabilirlik, performans ve kalite oranları gibi temel performans göstergelerini otomatik olarak hesaplayarak üreticilerin veri odaklı kararlar almasını sağlar. Platform ayrıca detaylı üretim raporları, duruş analizleri ve izlenebilirlik özellikleri sunarak üretim süreçlerinin uçtan uca görünürlüğünü sağlar.

SmartFactory; ERP, kalite yönetimi ve bakım yönetim sistemleri ile entegre çalışarak organizasyon genelinde senkronize veri akışı oluşturur. Ölçeklenebilir yazılım altyapısı sayesinde küçük ölçekli atölyelerden, çok lokasyonlu büyük üretim tesislerine kadar geniş bir kullanım alanına sahiptir. Güçlü izleme, raporlama ve optimizasyon yetenekleri ile SmartFactory, üreticilerin verimliliğini artırmasına, operasyonel maliyetlerini azaltmasına ve Endüstri 4.0 hedefleri doğrultusunda dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmasına katkı sağlar.
 

Hannover Fairs Turkey’den Avrupa’dan MENA’ya Önemli Açılım

Deutsche Messe AG’nin Türkiye yapılanması Hannover Fairs Turkey (HFT), 2025’te düzenlediği uluslararası fuar ve organizasyonlarla Türkiye’nin küresel fuarcılık ekosistemindeki konumunu daha da güçlendirdi. Sanayi, otomotiv, iklimlendirme ve lojistik başta olmak üzere birçok sektörde yüksek nitelikli ticari etkileşim yaratan fuarlarıyla binlerce markayı, 100 bini aşkın ziyaretçiyi ve çok sayıda ülkeden alım heyetini buluşturan HFT, somut ticari çıktılar ve uzun vadeli iş birlikleri oluşturdu. Geçtiğimiz yıl hayata geçirdiği Hannover Fairs MENA ofisiyle Avrupa–Orta Doğu–Kuzey Afrika hattında yeni bir entegrasyon modeli kuran şirket, bu yıl Avrupa’dan Afrika ve Körfez ülkelerine uzanan güçlü organizasyon takvimiyle sanayi dönüşümüne yön vererek bilgi, teknoloji ve ticaret akışını hızlandıran çok katmanlı bir uluslararası etkileşim ağı oluşturmayı hedefliyor.

1996 yılında Deutsche Messe AG’nin Türkiye’deki iştiraki olarak kurulan Hannover Fairs Turkey (HFT), düzenlediği fuarlar aracılığıyla sektörleri buluşturuyor ve ticari iş birliklerinin derinleşmesine olanak sağlıyor. Bu kapsamda 2025 yılında sanayi başta olmak üzere farklı sektörlerden on binlerce profesyoneli uluslararası fuarlar aracılığıyla bir araya getiren HFT, yüksek nitelikli ziyaretçi profili ve artan uluslararası görünürlüğüyle dikkat çekiyor. Türkiye ve MENA’da 9 ticari fuar ve 6 confex düzenleyen HFT & MENA, Deutsche Messe AG’nin yurt dışında gerçekleştirdiği organizasyonlar aracılığıyla da Türk ihracatçılarını ve üreticileri küresel pazarlara taşıyarak sektörler arası iş birliklerinin gelişmesine katkı sunuyor. 

“Fuarlarımız, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken, geleceğin vizyonunu şekillendiriyor”
2025 yılında WIN EURASIA, ALUEXPO, ISK-SODEX, HOW – Hub of Warehouse ve Automechanika Istanbul gibi güçlü fuarlarla on binlerce profesyoneli ve binlerce markayı aynı platformda buluşturan Hannover Fairs Turkey, yıl boyunca sanayi ve ticaret ekosisteminde yüksek hacimli etkileşim yarattı. Yapay zekâ, otomasyon, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme başlıklarının fuar kurgularının merkezinde yer aldığını vurgulayan Hannover Fairs Turkey & MENA Genel Müdürü Mehtap Gürsoy, bu yaklaşımın katılımcılara ürünlerini tanıtabilecekleri, yeni iş birlikleri kurabilecekleri ve uzun vadeli ticari ilişkiler geliştirebilecekleri stratejik bir zemin sunduğunu belirtti. Gürsoy, “2025 yılında gerçekleştirdiğimiz tüm organizasyonlarda katılımcı memnuniyetinin ve ticari etkileşimin yüksek olduğunu net biçimde gözlemledik. B2B platformlarımız aracılığıyla gerçekleştirilen yoğun ikili iş görüşmeleri, düzenlediğimiz fuarların doğrudan ekonomik fayda üreten iş platformları olarak konumlandığını bir kez daha ortaya koydu. Fuarlarımız aracılığıyla, sektörlerin bugünkü ihtiyaçlarına yanıt verirken geleceğin sanayi ve ticaret yapısını da vizyonumuzla şekillendiriyoruz. Aldığımız tüm geri bildirimler de doğru bir stratejiyle yol aldığımızı gösteriyor” dedi.

“Avrupa–Türkiye–MENA hattında yıl boyunca çalışan, sürekliliği olan bir ticaret ve iş birliği mekanizması oluşturduk”
Küresel sanayi ve ticaret akışlarında yaşanan yön değişimi nedeniyle 2025 yılında Hannover Fairs MENA yapılanmasını hayata geçirdiklerini ifade eden Gürsoy, “Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da hızlanan üretim yatırımları, devlet destekli sanayi dönüşüm programları ve bölgenin küresel tedarik zincirlerinde üstlendiği yeni rol, bu yapılanmanın kurulmasını kaçınılmaz hale getirdi. Avrupa pazarındaki doygunluğa karşılık MENA coğrafyasında yeni üretim üsleri, lojistik merkezleri ve teknoloji yatırımları hızla öne çıkıyor. Hannover Fairs Turkey olarak, bu denklemde rolümüzü aldık. 2025 yılı boyunca otomasyon, enerji verimliliği, ileri üretim teknolojileri ve dijitalleşme başlıklarında ciddi bir yatırım potansiyeli oluştuğunu sahada çok net biçimde gördük. Ancak bu talebin, güçlü ve sürdürülebilir iş platformlarıyla desteklenmediğinde kalıcı ticari değere dönüşemediğini de deneyimledik. Bu nedenle MENA yapılanmamızı kurarak fuarcılığı bölgesel bir etkinlik formatının ötesine taşıdık. Avrupa–Türkiye–MENA hattında yıl boyunca çalışan, sürekliliği olan bir ticaret ve iş birliği mekanizması oluşturduk. Attığımız bu adım, firmaların yeni pazarlara erişimini hızlandırırken, bölgedeki sanayi dönüşümünün daha sağlıklı ve planlı ilerlemesine de katkı sağladı” diye konuştu.

6 uluslararası fuar ve 4 confex gerçekleştirilmesi planlanıyor
2026 yılına hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda genişleyen bir organizasyon ağıyla hazırlandıklarını vurgulayan Gürsoy, “Hannover Fairs Turkey & MENA olarak altı uluslararası fuar ve dört confex planlıyoruz. 19–22 Mayıs’ta partnerimiz Messe Frankfurt ortaklığıyla İstanbul TÜYAP’ta Automechanika Istanbul 2026’yı, 10–13 Haziran’da İstanbul Fuar Merkezi’nde WIN EURASIA’yı, 22-24 Ekim 2026’da ise İstanbul Fuar Merkezi’nde Messe Düsseldorf ortaklığı ile Ankiros Fuarımızı gerçekleştireceğiz. Bu organizasyonlarda yüksek nitelikli ziyaretçiler, uluslararası katılımcılar ve alım heyetleriyle güçlü ekonomik katkı sağlamayı hedefliyoruz. 
Hannover Messe portföyü içinde yer alan Industrial Transformation serisi ile Avrupa dışındaki varlığımızı güçlendirmeye devam ediyoruz. 29 Eylül–1 Ekim 2026 tarihlerinde Kazablanka’da Industrial Transformation Africa’yı, 30 Kasım–2 Aralık 2026 tarihlerinde ise Riyad’da Industrial Transformation Saudi Arabia’yı düzenleyecek; ileri üretim, otomasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilir sanayi çözümlerini odağa alarak bölgesel ve uluslararası iş birliklerini destekleyeceğiz. Ayrıca, Avrasya’nın en büyük HVAC-R ve yapı teknolojileri buluşması ISK-SODEX’i, 16–19 Kasım 2026 tarihlerinde Riyad’da ISK-SODEX Saudi olarak gerçekleştirecek; böylece Orta Doğu pazarında sektör için yüksek katma değerli iş ve büyüme fırsatları sunacağız." dedi.

“Türkiye’yi küresel fuarcılık ağının merkezinde konumlandırmayı hedefliyoruz”
Avrupa, Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’yı birbirine bağlayan güçlü bir fuar ağı kurduklarının altını çizen Gürsoy, şunları söyledi: “Fuarları, geleceğin sanayisini şekillendiren platformlar olarak konumlandırıyoruz. Bu doğrultuda da sanayi ekosistemleri arasında bilgi, teknoloji ve ticaret akışını güçlendiren, sürdürülebilir büyümeye katkı sunan bir etkileşim zemini oluşturmayı amaçlıyoruz. Hannover Fairs Turkey olarak, önümüzdeki dönemde de yenilikçi içerikler, teknoloji odaklı alanlar ve sürdürülebilirlik temelli uygulamalarla fuarcılığı dönüştürerek; Türkiye’yi küresel ticaret ve sanayi buluşmalarının merkezinde konumlandırmayı hedefliyoruz.”
 

Helmholz Cabinet Guard

Endüstriyel otomasyon dünyasında sistem sürekliliği çoğu zaman sensörler, aktüatörler ve PLC’ler üzerinden değerlendirilir. Oysa tüm bu yapının kalbi olan kontrol panosu, çoğu projede yeterince izlenmez. Emikon Otomasyon’un temsilciliğini yaptığı Helmholz Cabinet Guard, tam da bu noktada devreye girerek kontrol panosunun iç dünyasını görünür kılmayı amaçlayan kompakt ve etkili bir izleme çözümü sunar.

Cabinet Guard, bir kontrol panosunun maruz kalabileceği çevresel koşulları gerçek zamanlı olarak izler. Sıcaklık, nem, hava basıncı gibi temel parametrelerin yanı sıra; titreşim, şok, hareket ve pano kapağının açılması gibi durumlar da sürekli kontrol altında tutulur. Bu sayede potansiyel riskler henüz arızaya dönüşmeden fark edilebilir, erken uyarılarla sistem bütünlüğü korunabilir.

Ürünün sunduğu yaklaşım yalnızca anlık izleme ile sınırlı değildir. Cabinet Guard, ölçülen verileri bağımsız olarak analiz edebilir ve PLC’den tamamen bağımsız çalışabilir. Bu yapı, kontrol panosunu pasif bir muhafaza olmaktan çıkarıp, sistemin aktif bir bilgi kaynağına dönüştürür. Özellikle bakım ve süreklilik odaklı uygulamalarda bu bakış açısı önemli bir avantaj sağlar.
Teknik açıdan bakıldığında Cabinet Guard, oldukça geniş bir algılama yeteneğine sahiptir. Dahili çevresel sensörleriyle pano içi sıcaklık, nem ve hava basıncını ölçerken; 3 eksenli ivmeölçeri sayesinde titreşim, şok ve yönelim bilgilerini algılayabilir. Optik Time-of-Flight (TOF) mesafe sensörü, pano kapağının açılıp kapanmasını izleyerek hem operasyonel güvenlik hem de yetkisiz erişim tespiti için önemli bir veri sunar. Ayrıca iki harici NTC sıcaklık sensörü ile farklı noktalardan ek ölçümler yapılabilir.

Toplanan tüm bu veriler, kullanıcı dostu bir web arayüzü üzerinden kolayca yapılandırılabilir. Cabinet Guard, MQTT ve Modbus TCP protokolleri üzerinden üst seviye sistemlere, host bilgisayarlara, MES yapılarında veya bulut uygulamalarına veri aktarımı sağlayabilir. Aynı zamanda entegre SD kart desteği sayesinde uzun dönemli veri kaydı yapılabilir; bu da pano içi koşulların zamanla nasıl değiştiğini analiz etmeye imkân tanır. Farklı makinelerdeki kontrol panolarının verilerinin karşılaştırılması ise tasarım ve işletme açısından yeni optimizasyon fırsatları doğurur.

Kompakt tasarımı, düşük güç tüketimi ve dijital alarm çıkışlarıyla Cabinet Guard; modern, dijitalleşmiş tesislerin ihtiyaç duyduğu pano izleme yaklaşımını sade bir formda sunar. Ölçülü ama net bir hedefle, kontrol panosunu sistemin zayıf halkası olmaktan çıkarıp, izlenebilir ve yönetilebilir bir bileşen haline getirir.

Sonuç olarak Helmholz Cabinet Guard, kontrol panosunun sessiz ama kritik rolünü yeniden tanımlayan bir çözümdür. Görünmeyeni görünür kılarak, sistem güvenilirliğini bir adım ileri taşımak isteyenler için dikkat çekici bir bakış açısı sunar.
 

Siemens ve ENKA’dan Tuzla Veri Merkezi Projesi’nde Dijital Altyapı İş Birliği

Dijital altyapı ve otomasyon alanında global uzmanlığa sahip Siemens ile inşaat sektörünün önde gelen şirketlerinden biri olan ENKA İnşaat, Tuzla’daki Veri Merkezi Projesi kapsamında bir iş birliği gerçekleştirdi. İş birliği kapsamında Siemens, ENKA İnşaat’ın veri merkezleri ve yeni nesil dijital altyapı yatırımlarına odaklanan grup şirketi ENKA Data Solutions’ın Tuzla Veri Merkezi Projesi’nde uçtan uca dijital altyapı çözümleriyle yer alacak. Bu iş birliği ile yüksek operasyonel süreklilik, enerji verimliliği ve ölçeklenebilirlik odağında yeni nesil bir veri merkezi altyapısının oluşturulması hedefleniyor.

Siemens, ENKA İnşaat’ın veri merkezleri ve yeni nesil dijital altyapı yatırımlarına odaklanan grup şirketi ENKA Data Solutions tarafından hayata geçirilen Tuzla Veri Merkezi Projesi’nin dijital altyapı çözüm ortağı oldu. Siemens, yapay zekâ, bulut bilişim ve yüksek performanslı bilgi işlem uygulamalarının artan ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanan Tuzla Veri Merkezi Projesi’nde uçtan uca elektrik dağıtımı, otomasyon ve dijital altyapı çözümleriyle projenin yüksek süreklilik, güvenilirlik ve ölçeklenebilirlik hedeflerine katkı sağlıyor.

Siemens ve ENKA İnşaat arasında gerçekleştirilen stratejik iş birliğini değerlendiren Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, “Veri merkezlerini dijital çağın fabrikaları olarak görüyorum. Veri merkezleri enerji ve verinin kesiştiği yerde yapay zekayı gerçek ekonomiye dönüştüren kritik alt yapılardır. Bu nedenle veri merkezleri, bugünün kapasite ihtiyacına değil Türkiye'nin rekabet gücüne ve dijital dayanıklılığına yapılan bir yatırımdır. Bu bağlamda, ENKA gibi inşaat sektörünün en önemli oyuncularından biriyle iş birliği yapmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Siemens olarak, ENKA Data Solutions’ın Tuzla Veri Merkezi Projesi’nde, uçtan uca elektrik, otomasyon ve dijital altyapı çözümlerimizle yüksek operasyonel süreklilik, güvenilirlik ve ölçeklenebilirlik sunan bir altyapının hayata geçirilmesine katkı sağlıyoruz. Yapay zekâ ve bulut tabanlı iş yüklerinin hızla arttığı bir dönemde, bu yaklaşım yeni nesil veri merkezi altyapılarının geliştirilmesi açısından önemli bir adımı temsil ediyor. Bu iş birliğinin enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik odaklı dijital altyapı yatırımlarını destekleyerek Türkiye’nin dijital dönüşüm hedeflerine önemli bir katkı sağlayacağına inanıyorum. Siemens olarak, uçtan uca dijital ve otomasyon çözümlerimizle Türkiye’nin stratejik dijital altyapı yatırımlarına değer katmayı sürdüreceğiz” dedi.

Tuzla Veri Merkezi Projesi İçin Entegre Bir Dijital Altyapı Mimarisi Oluşturuluyor

Proje kapsamında Siemens, veri merkezinin orta ve alçak gerilim elektrik dağıtım sistemlerinin yanı sıra hava izoleli 8BT2 ve gaz izoleli 8DJH orta gerilim panoları ile Sivacon alçak gerilim panolarını kapsayan altyapı çözümleri sunuyor. WinCC OA SCADA ve S7-1500 PLC ürün ailesi üzerinden enerji izleme ve yönetimi, bina otomasyonu ve soğutma sistemleri yönetimi gibi dijital altyapı çözümleriyle birlikte, veri merkezi için uçtan uca bir dijital altyapı yaklaşımı hayata geçiriliyor.

Proje ile veri merkezinin orta ve alçak gerilim elektrik dağıtım sistemleri, enerji izleme ve yönetimi, bina otomasyonu ve soğutma sistemleri yönetimini kapsayan entegre bir dijital altyapı mimarisi oluşturuluyor. Sunulan bu çözümler, veri merkezinin mevcut operasyonel ihtiyaçlarını karşılarken, gelecekteki kapasite artışlarına ve büyüme senaryolarına uyum sağlayacak şekilde ölçeklenebilir bir yapı sunuyor.

Bu bütüncül yaklaşım sayesinde veri merkezinin enerji altyapısında dijital izlenebilirlik sağlanırken, operasyonel risklerin azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılması hedefleniyor. Aynı zamanda sürdürülebilirlik odaklı altyapı tasarımıyla karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlanması amaçlanıyor.

Brady Express Labels Uygulaması: Akıllı telefonunuzdan kolayca etiket oluşturun ve yazdırın!

Endüstriyel operasyonlarda, doğru ve profesyonel tanımlama, güvenlik, uyumluluk ve varlık yönetimi için hayati önem taşır. Bununla birlikte, geleneksel etiket oluşturma genellikle sabit iş istasyonu altyapısına dayanır; bu da saha teknisyenleri ve mühendisleri için verimliliği engelleyebilir. Brady Express Labels Mobil Uygulaması, yüksek özellikli etiketlerin doğrudan mobil platformda geliştirilmesini sağlayarak bu iş akışı kısıtlamasını ortadan kaldırır. iPhone, Android ve tablet cihazlarda çalışan uygulama, standart mobil donanımı tamamen bağlantılı, taşınabilir bir etiket tasarım ve baskı çözümüne dönüştürür.

Hassas Tanımlama, İsteğe Bağlı
Express Labels Uygulaması, ham verileri saniyeler içinde profesyonel tanımlamaya dönüştürebilen, hızlı ve yüksek kaliteli çıktı için tasarlanmıştır. Sağlam tasarım yetenekleri, tüm saha gereksinimlerinin taviz vermeden karşılanmasını sağlar:

  • Kapsamlı Tasarım Öğeleri: Kullanıcılar metin, şekil, resim içeren ve 20'den fazla barkod türünü destekleyen etiketler yazdırabilir.
  • Geniş Kaynaklar: Uygulama, hızlı uyumluluk ve en iyi uygulama kurallarına bağlılık için 85'ten fazla yazı tipi, 1400'den fazla sembol ve 10'dan fazla sektöre özel etiket tasarım kılavuzu içeren kapsamlı bir kütüphane sunar.

Saha Çalışmalarını Optimize Eden Akıllı Özellikler
Uygulama, saha çalışmaları ve tesis yönetimi için özel olarak tasarlanmış, kullanıcı dostu ve zaman kazandıran özellikler entegre eder:

  • Veri Entegrasyonu: Karmaşık veya büyük ölçekli işler için uygulama, Elektronik Tablo İçe Aktarma özelliğini destekleyerek teknisyenlerin Sıralama işlevini kullanarak etiketleri sıralı veya değişken verilerle hızlı bir şekilde doldurmasına olanak tanır.
  • Hata Önleme: Entegre Baskı Önizleme işlevi, baskı başlamadan önce malzeme israfını ortadan kaldırmaya ve maliyetli etiket hatalarını önlemeye yardımcı olur.
  • İşbirliği ve Depolama: Etiketler, gelecekte hızlı kullanım için kaydedilebilir ve Etiket Paylaşımı özelliği, ekipler ve projeler arasında tutarlılığı teşvik eder.

Görüntüden Etikete Anında Dönüşüm

Manuel veri girişini ortadan kaldırmanın yeni yolu olan Görüntüden Metne teknolojisini tanıtıyoruz. Basılı çizimlerden, PDF’lerden ve hatta el yazısı notlardan, kameranızın basit bir hareketiyle anında bilgi yakalayın. Bu güçlü araç, görüntüleri doğrudan düzenlenebilir etiket metnine dönüştürerek yazma süresini önemli ölçüde azaltır ve aynı anda birçok etiket oluşturmayı kolaylaştırır.

Videoyu izleyin ve Express Labels Uygulamasını ücretsiz indirin!
 

Hannover Messe Uygulama Parkı'nda Robotik Yenilikleri

Geçmişte olduğu gibi, "Endüstri Dünyası, Hannover Messe 2026'ya sizlere ücretsiz biletler sunmaktan gurur duyar. Bu linkten biletinizi indirebilirsiniz.

Hannover Messe Uygulama Parkı'nda robotikteki en son trendleri deneyimleyebilirsiniz. Odak noktası yapay zeka tabanlı algılama sistemleri, otonom mobil manipülatörler ve insansı robotlar olacak. Klasik endüstriyel robotlara göre avantajları, saf performanslarından ziyade uyarlanabilirliklerinde yatmaktadır: İnsanlar tarafından geliştirilen araçları, iş istasyonlarını ve altyapıları kullanmak üzere tasarlanmışlardır.
Hannover. Bu, tüm üretim ortamını yeniden kurmaya gerek kalmadan süreçlerin otomatikleştirilmesini veya yerleşik prosedürlerde ve ürünlerde değişiklikler yapılmasını sağlar. Otomotiv veya elektronik üretimi gibi klasik otomasyon alanlarında, daha yüksek doğruluk, hız, yük taşıma kapasitesi ve güvenilirlik özelliklerine sahip özel endüstriyel robotlar şimdilik üstünlüğünü koruyacaktır. Robotik alanında yazılım tarafında da birçok ilerleme beklenmektedir. Veri odaklı yöntemlerle geliştirilen dijital ikizlere ek olarak, simülasyon ve sanal devreye alma gibi unsurlar, üretimi kesintiye uğratmadan robotları daha hızlı programlamak veya eğitmek için giderek daha önemli hale geliyor.

İsviçre'den Duatic AG, katılımcı şirketler arasında yer alacak. Şirket, dinamik manipülasyon ve otonom navigasyon için tasarlanmış çok yönlü, görüş özellikli yarı insansı bir robot sergiliyor. Gelişmiş el becerisi ve hassas hareket sunan bu robot, intralojistikte yeni bir standart belirliyor. Duatic'in insan boyutundaki mobil çift kollu robotları, endüstriyel gereksinimlere göre uyarlanmıştır ve kolay bakım ve düşük işletme maliyetleri sağlayan benzersiz bir modüler mimariye sahiptir. Robotlar, ağır iş döngüleri için tasarlanmıştır ve altyapıda herhangi bir değişiklik gerektirmeden yüksek yük taşıma kapasitesi ve uzun çalışma süreleri sunar.

DENSO Robotics, kompakt robot segmentinde liderdir. Şirketin ürün yelpazesi, dört eksenli robotlardan (SCARA) beş ve altı eksenli robotlara ve işbirlikçi robotlara kadar uzanır; bunların tümü yüksek hız, hassasiyet ve kalite ile karakterize edilir. Hannover Messe'deki Uygulama Parkı'nda şirket, yüksek performanslı üretim için ultra verimli otomasyon çözümleri olan SCARA serisini sunacak. SCARA serisi, zorlu alma ve yerleştirme uygulamaları için etkileyici derecede kısa, sadece 0,28 saniyelik çevrim süreleri ve maksimum hassasiyet sunuyor. Ayrıca, Cambrian'ın yapay zeka destekli 3D görüşe sahip "COBOTTAPRO900" işbirlikçi robotu, en küçük, şeffaf bileşenlerin bile akıllıca kavranmasını - hızlı, güvenilir ve esnek bir şekilde - gösteriyor.

EOS, metal ve plastiklerin endüstriyel 3D baskısı için dünyanın önde gelen teknoloji sağlayıcılarından biridir. EOS teknolojisi, üreticilerin eşsiz hassasiyetle hafif, dayanıklı aletler üretmelerini sağlar. Robotik tutuculardan karmaşık otomasyon cihazlarına kadar, eklemeli üretim (AM), malzeme israfını azaltır, işlem sürelerini kısaltır ve arıza sürelerini en aza indirir. Sektör lideri doğruluk, tekrarlanabilirlik ve malzeme kalitesiyle EOS, enerji tasarruflu robotlardan gıda güvenli uygulamalara kadar çeşitli sektörlerde ölçeklenebilir üretime olanak tanır.

Ölçüm teknolojilerinde küresel lider olan Hexagon, HANNOVER MESSE'de AEON insansı robotunu sergileyecek. AEON, Hexagon'un sensörlerini gelişmiş hareket kabiliyeti, yapay zeka destekli görev kontrolü ve uzamsal zeka ile birleştirerek çeviklik, çok yönlülük ve algılama yeteneği sunuyor. Bu kombinasyon, AEON'un çok çeşitli endüstriyel uygulamalarda kullanılmasını sağlıyor: belirli nesneleri kaldırmaktan ve denetim amacıyla endüstriyel bileşenleri taramaktan dijital ikizler oluşturmaya kadar. Sadece 25 saniye süren pil değiştirme mekanizması sayesinde, AEON çalışmaya devam etmek için şarj edilmeye ihtiyaç duymuyor.

Innok Robotics, HANNOVER MESSE 2026'da yeni INDUROS ailesini (350s, 700, 700s, 1300) sergileyecek. Innok böylece, 1,3 metrik ton sınıfına kadar her malzeme akışı için doğru yapay zeka destekli taşıma robotunu sunan, açıkça kademeli bir AMR portföyü sunuyor. 26. Salon'daki Uygulama Parkı'nda fuarın en önemli özelliği, Innok otonomi platformundaki yeni filo yöneticisi Innok Cockpit olacak: komple Innok robot filolarının merkezi planlaması, kontrolü ve optimizasyonu. Özellik bölgesinde, ziyaretçiler, robotik konusunda hiçbir bilgisi olmayan çalışanlar için Innok BayControl aracılığıyla robotun son derece hızlı ve kolay çalıştırılması gibi denenmiş ve test edilmiş otomasyon fonksiyonlarını deneyimleyebilirler.

İşbirlikçi robotlar (cobotlar) alanında küresel bir lider olan Techman Robot, HANNOVER MESSE'de "AI Vision Flying Trigger" sistemini tanıtacak. NVIDIA Omniverse platformuyla derinlemesine entegre olan bu son teknoloji çözüm, Techman Robot'un yapay zeka robotik alanındaki liderliğini vurguluyor ve Avrupa pazarının sıfır hata ve yüksek verimlilik taleplerine uygun devrim niteliğinde bir akıllı üretim çözümü sunuyor. Techman Robot'un sergilediği ürünün en önemli özelliği, Dijital İkiz teknolojisinin pratik uygulamasıdır. 
 

Dassault Systèmes, 2026 AAKRUTI Uluslararası Öğrenci Tasarım Yarışması'nın Kazananını Açıklandı

Dassault Systèmes (Euronext Paris: FR0014003TT8, DSY.PA) Houston'da düzenlenen 3DEXPERIENCE World etkinliğinde 2026 AAKRUTI uluslararası öğrenci tasarım yarışmasının kazananlarını duyurdu. AAKRUTI, ekipleri teknoloji, yaratıcılık ve mühendislik becerilerini kullanarak sağlık, mobilite ve yeşil enerji alanlarındaki zorluklara sürdürülebilir çözümler geliştirmeye davet etti. Yarışmanın kazananı, Güney Afrika'daki Johannesburg Üniversitesi'nden "Team UJ Wom+n in Tech" ekibi oldu. Ekip, annelerin herhangi bir özel bileşene veya elektriğe ihtiyaç duymadan, her yerde rahat ve pratik bir şekilde süt sağmalarına yardımcı olmak için tasarlanan, evrensel biberon uyumlu ve pedal yardımıyla çalışan göğüs pompası projesi "Latch" ile büyük ödülü kazandı.

Hindistan, Endonezya, Singapur, Malezya, Meksika, Güney Afrika, İspanya, Birleşik Krallık ve Türkiye'deki üniversitelerden gelen 12 ekip, insan refahı için sürdürülebilir ürünler, sürdürülebilir mobilite, sürdürülebilir yaşam alanı/şehir altyapısı ve yeşil enerji üretimi, iletimi ve depolanması olmak üzere dört kategoriden birinde ürün geliştirmek için 3DEXPERIENCE platformunu ve SOLIDWORKS uygulamalarını kullandı. Ekipler, toplam 10 bin dolarlık nakit ödülü kazanma şansı için projelerini 3DEXPERIENCE World bünyesindeki "3DEXPERIENCE Playground" alanında yer alan "EDU Zone"da sundu. Tüm katılımcılara bir yıllık SOLIDWORKS lisansı hediye edildi.

Dassault Systèmes Stratejiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Suchit Jain, konuyla ilgili şunları söyledi: "‘Aakruti’ kelimesi herhangi bir şeyin formu, figürü veya şekli anlamına gelir. Bu kelime, yarışmanın ruhunu yansıtıyor ve öğrencileri iş dünyasında talep gören becerilerle donatma kararlılığımızı destekliyor. 3DEXPERIENCE Edu departmanımız, SOLIDWORKS SkillForce girişimimiz ve AAKRUTI gibi öğrenci odaklı program ve yarışmalarımız, yeni nesil yenilikçileri gelecekteki kariyerlerinde başarılı olmaları için güçlendiriyor."

Dassault Systèmes’in ilk kez 2011 yılında Hindistan'da başlattığı AAKRUTI yarışması, bugün 37'den fazla ülkeye yayılarak türünün en büyük örneği haline geldi. Yarışma, bugüne kadar 55.000'den fazla tasarım, mühendislik ve teknoloji öğrencisinin becerilerini daha sürdürülebilir bir geleceğe katkı sağlayacak projelerde kullanmasını sağladı. Dassault Systèmes, binlerce 3DEXPERIENCE platformu ve SOLIDWORKS kullanıcısını bir araya getiren yıllık etkinliği 3DEXPERIENCE World sırasında AAKRUTI finaline ev sahipliği yaparak, öğrencilerin inovasyonlarını ve becerilerini dünyanın en büyük tasarım ve mühendislik topluluğu önünde sergilemelerine olanak tanıdı.

Ödül alan diğer finalistler:

Birinci Mansiyon Ödülü: Team Bou, Johannesburg Üniversitesi, Güney Afrika. Proje: Dr. Bou; enjeksiyon sırasında ağrı ve kaygıyı azaltmak için soğutma ve hafif titreşim kullanan çocuk dostu bir cihaz.
İkinci Mansiyon Ödülü: Team BELGER, Gazi Üniversitesi, Türkiye. Proje: Düşük enerji yoğunluklu ultrason kavitasyonuna bağlı rezonansa dayalı seçici kanser tedavisi. Kanser hücrelerini benzersiz biyomekanik frekanslarına göre yok etmek için ultrasonik rezonans kullanan ve aynı zamanda vücudun bağışıklık tepkisini aktive eden hedeflenmiş bir kanser tedavisi.

En İyi Kadın Ekibi: Team Shady Business, Singapur Teknoloji Enstitüsü, Singapur. Proje: TalkingTiles; 3D baskı karolar ve anında sesli geri bildirim yoluyla afazi hastalarına ses veren akıllı bir dokunsal iletişim kiti.
Teşvik Ödülü: Team InnoForge, Vishwakarma Teknoloji Enstitüsü, Hindistan. Proje: Filtron; daha temiz ve güvenli bir mobilite için zararlı partikül kirliliğini azaltırken fren verimliliğini artıran akıllı, çevre dostu bir fren soğutma ve toz kontrol sistemi.

Lazer Kesim Sistemi THUNDERBIRD COMPETITION

60 yıllık köklü geçmişiyle ile Ermaksan, lazer kesim portföyünü THUNDERBIRD COMPETITION serisiyle genişletti. THUNDERBIRD lazer kesim sisteminin yeni serisi olarak geliştirilen bu model, rekabetin yoğun olduğu üretim ortamlarında faaliyet gösteren işletmeler için hızlı yatırım geri dönüşü (ROI) ve güvenilir performans sunmak üzere tasarlandı.

Günümüz üretim dinamiklerine yanıt vermek amacıyla geliştirilen THUNDERBIRD COMPETITION; maliyet verimliliği, operasyonel güvenilirlik ve ölçülebilir yatırım geri dönüşü odağında konumlanıyor. Endüstriyel performans standartlarından ödün vermeden daha yalın ve optimize edilmiş bir yapı sunan model, sürekli üretim yapan işletmeler için dengeli bir yatırım çözümü sunuyor.

Öngörülebilir Performans ve Yatırım Verimliliği İçin Tasarlandı

THUNDERBIRD COMPETITION, 2–20 kW fiber lazer güç seçenekleri ile geniş bir uygulama yelpazesine hitap ederken, 25 mm’ye kadar siyah sac kesim kapasitesi sunuyor. Sadeleştirilmiş yapısı sayesinde gereksiz karmaşıklıkları ortadan kaldıran sistem, uzun süreli saha performansı için gerekli dayanıklılığı koruyor. Optimize edilmiş mimarisi; stabil hareket kabiliyeti, tutarlı kesim kalitesi, düşük işletme ve bakım maliyetleri, azalan duruş süreleri ve daha kısa yatırım geri dönüş süresi sağlıyor. Bu sayede üreticiler hem marjlarını koruyabiliyor hem de üretim disiplinini sürdürülebilir şekilde devam ettirebiliyor. Türkiye’de üretilen ve Ermaksan’ın yarım asrı aşkın mühendislik birikimiyle geliştirilen THUNDERBIRD COMPETITION, erişilebilir yatırım seviyesi ile endüstriyel kabiliyeti dengeli bir şekilde bir araya getiriyor.

Değişen Üretim Önceliklerine Stratejik Yanıt
Küresel pazarlarda üreticiler, artan maliyet baskısı altında yatırım kararlarını daha temkinli ve ölçülebilir kriterlerle değerlendiriyor. Dayanıklılık, öngörülebilirlik ve maliyet kontrolü, sermaye yatırımlarında öncelikli unsurlar haline gelmiş durumda. THUNDERBIRD COMPETITION, bu değişen beklentilere doğrudan yanıt vermek üzere geliştirildi.

Ermaksan Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Ahmet Özkayan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Üreticiler, verimlilik ile maliyet kontrolü arasında dengeli bir yapı kurmak zorunda. Yatırım kararları artık daha dayanıklı, öngörülebilir ve ölçülebilir getiriler üzerinden değerlendiriliyor. THUNDERBIRD COMPETITION’ı tam da bu ihtiyaçlara yanıt vermek üzere geliştirdik. Marjları koruyan, yatırım geri dönüş süresini kısaltan ve üretim disiplinini sürdürülebilir kılan bir fiber lazer kesim çözümü sunuyoruz.”

Bu yeni seriyle Ermaksan, rekabetçi üretim koşullarında maliyet disiplinini ve operasyonel sürekliliği önceliklendiren üreticilere erişilebilir bir yatırım alternatifi sunmayı hedefliyor. THUNDERBIRD COMPETITION, farklı ölçeklerdeki işletmelerin üretim verimliliğini korurken yatırım geri dönüşünü hızlandırmasına katkı sağlayacak şekilde konumlanıyor.
 

Esnek ve Enerji Verimli Soğutma Çözümleri

Düşük küresel ısınma potansiyeline (GWP) sahip soğutma sistemi Vertiv™ CoolPhase Perimeter PAM, AB F-Gaz düzenlemelerine uyum, gelişmiş güvenlik ve sıfır yanıcılık riski sunan Vertiv™ EconoPhase pompalı soğutucu ekonomizer modelleriyle öne çıkıyor.

Kritik dijital altyapı ve süreklilik çözümlerinin küresel sağlayıcısı Vertiv, Vertiv™ CoolPhase Perimeter PAM hava soğutmalı ürün ailesini, yeni soğutma kapasitesi seçenekleri ve Vertiv™ CoolPhase Kondenser ile genişlettiğini duyurdu.

Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) genelinde kullanıma sunulan bu çözüm, enerji verimliliği, çevresel sürdürülebilirlik ve operasyonel dayanıklılığı bir araya getirerek güç kullanım etkinliği (PUE) ve toplam sahip olma maliyeti (TCO) alanlarında ölçülebilir iyileştirmeler sunuyor, aynı zamanda sistemlerin kullanım ömrünü uzatmaya katkı sağlıyor.

Yeni nesil veri merkezleri için geliştirilen Vertiv CoolPhase Perimeter PAM, Vertiv™ CoolPhase Kondenser sistemiyle tam entegre çalışan, yüksek enerji verimliliğine sahip Vertiv™ EconoPhase Pompalı Soğutucu Ekonomizer (PRE) teknolojisiyle donatıldı. Bu yenilikçi yapı, geleneksel kompresörlere kıyasla çok daha az enerjiyle çalışan pompalı bir soğutucu akışkan devresi sayesinde serbest soğutma kapasitesini ve sistem güvenilirliğini artırırken, enerji tüketimini düşürüyor ve daha az alan ihtiyacı sağlıyor.

Sistemde kullanılan R-513A soğutucu akışkan ise, R-410A’ya göre yüzde 70 daha düşük küresel ısınma potansiyeline sahip, yanıcılık riski bulunmayan ve düşük toksisiteli bir çözüm sunuyor. Bu sayede Vertiv CoolPhase Perimeter PAM, 2024/573 sayılı AB F-Gaz Yönetmeliği ile tam uyum sağlarken, soğutma performansından ödün vermeden karbon ayak izini azaltmak isteyen işletmeler için güçlü bir alternatif oluşturuyor.

Vertiv EMEA Termal İş Birimi Başkan Yardımcısı Sam Bainborough, “Vertiv CoolPhase Perimeter PAM ürün ailesine eklediğimiz bu yeni çözümlerle, doğrudan genleşmeli soğutma sistemlerimizi daha esnek hale getiriyoruz. Aynı zamanda veri merkezi işletmecilerinin bugün en çok zorlandığı iki kritik konuya odaklanıyoruz; çevre mevzuatlarına uyum ve operasyonel verimlilik. Yeni hava soğutmalı modeller, serbest soğutma kapasitesini artırarak PUE değerlerinin düşmesine yardımcı oluyor. Böylece performanstan ödün vermeden, enerji verimli ve çevreye duyarlı çözümler sunma hedefimizi bir kez daha ortaya koyuyoruz.” dedi.
Vertiv™ CoolPhase Perimeter PAM ürün ailesi, değişken hızlı kompresörler, kademeli serpantin yapısı ve yenilikçi, patentli filtre teknolojisi gibi özelliklerle donatıldı. Sistem, Vertiv™ Liebert® iCOM™ kontrol platformu üzerinden Vertiv™ CoolPhase Kondenser üniteleriyle tam uyum içinde çalışacak şekilde tasarlandı.

Bu bütüncül yaklaşımda tüm bileşenler tek bir sistem olarak ele alınıyor; böylece performans, enerji verimliliği ve operasyonel esneklik akıllı bir şekilde optimize edilebiliyor.

Vertiv CoolPhase Perimeter PAM ürün ailesi, Vertiv’in uçtan uca ısıl yönetim çözümleri ekosisteminin bir parçası olarak Vertiv’in küresel servis ağı tarafından destekleniyor. Tasarımdan devreye almaya, işletme sürecindeki sürekli iyileştirmeden proaktif bakıma kadar tüm ekipman yaşam döngüsü boyunca kapsamlı bir hizmet sunuluyor. Uzman ekiplerin sahadaki uygulamaları sayesinde sistemlerin güvenilirliği ve kesintisiz çalışması sürekli olarak güvence altına alınıyor.
 

Retrofit programı ile CMM sistemleri günümüz standartlarında

Sensör, yazılım ve donanım teknolojilerini bir araya getiren dijital gerçeklik çözümleriyle metrolojide öncü firmalardan biri olan Hexagon, mevcut CMM sistemlerinin performansını günümüz standartlarına taşıyan Retrofit programıyla üreticilere sürdürülebilir, verimli ve maliyet avantajlı bir modernizasyon yolu sunuyor. Retrofit ile CMM yatırımlarını yenileyen firmalar; yeni makine yatırımına oranla maliyet avantajı yakalandığını, mevcut sektör standartlarına ulaşıldığını, altyapının hızlandığını ve operatör bazlı hataların önüne geçildiğini belirtiyor.

Üretim dünyasında hassasiyet, hız ve kalite kontrolü her geçen gün daha kritik hale gelirken, zaman içinde teknolojik olarak geride kalan CMM sistemlerinin yenilenmesi stratejik bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Hexagon Retrofit programı, yeni bir makine yatırımına gerek kalmadan mevcut CMM sistemlerinin güncel teknoloji bileşenleriyle donatılmasını sağlayarak, işletmelerin rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Retrofit programı, üreticilere gelişmiş ölçüm doğruluğu, daha hızlı denetim süreçleri, maliyet tasarrufu ve güncel sektör standartlarıyla uyum gibi çok yönlü avantajlar sunuyor. Mevcut ekipmanlarını geleceğe hazırlamak isteyen işletmeler için retrofitin yalnızca teknik bir güncelleme değil; aynı zamanda kalite, verimlilik ve rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olduğunun altını çizen Hexagon Sabit Sistemler Servis Takım Lideri Turgay Bayramlı, “Retrofit programı, üreticilerin mevcut CMM yatırımlarını koruyarak onları günümüzün kalite, hız ve hassasiyet beklentilerine taşıdığımız stratejik bir çözüm. Yeni bir makine yatırımına gerek kalmadan, güncel kontrol üniteleri, sensörler ve yazılımlarla yapılan yenilemeler sayesinde ölçüm doğruluğunu artırırken, denetim sürelerini kısaltıyor ve arıza kaynaklı kayıplar minimuma iniyoruz. Retrofit, yalnızca teknik bir güncelleme değil; üretim sürekliliğini koruyan, maliyet avantajı sağlayan ve işletmeleri Endüstri 4.0’a hazırlayan bütüncül bir dönüşüm yaklaşımı” dedi.

Maliyet avantajı sunarken verimliliği artıran çözüm 
Maliyet avantajı ve makinenin kullanım metodunun yenilemeye uygun olması nedeniyle retrofit seçeneğini tercih ettiklerini belirten BMC Kıdemli Ölçme & Kalibrasyon Uzmanı Sami İlhan Eren, “Yenileme sonrasında manuel ölçümden otomatik ölçüme geçilerek ölçüm süreçleri hızlandı, tekrarlanabilirlik sağlandı ve denetim verimliliği önemli ölçüde arttı. Retrofit uygulaması, yeni bir makine yatırımına kıyasla yaklaşık yarı maliyetle hayata geçirildi” dedi.  Retrofit uygulamaları, maliyet avantajlarının yanı sıra güncel ISO standartlarına uyum sağlamak amacıyla tercih ediliyor. Yenileme sonrası güncel ISO standartlarının kullanılabilmesi, bilgisayar altyapısının hızlanması ve yeni sorgulama özelliklerinin devreye alınmasıyla ölçüm süreçleri hem daha hızlı hem de daha etkin hâle geliyor. GAGE Havacılık Kalite Kontrol Müdürü Sadettin Özcan ise, “Yenileme öncesinde uzun ölçüm döngüleri, düşen hassasiyet ve yazılım uyumsuzluklarına bağlı operatör hataları yaşanırken; yenileme sonrasında hassasiyet yaklaşık yüzde 20 oranında arttı, ölçüm süreleri kısaldı ve sistemin genel güvenilirliği belirgin şekilde yükseldi” dedi.

Retrofit ile kusursuz performans dönüşümü
Mevcut CMM altyapısının yenilemeye uygun olması nedeniyle yeni bir makine yatırımı yerine retrofit uygulamasını tercih ettiklerini belirten Nemak Kalite Şefi Sezgin Karataş, “Yenileme, daha hızlı devreye alınabilen ve iş sürekliliğini kesintiye uğratmayan bir çözüm olarak öne çıktı. Önceki sistemde yaşanan hassasiyet kaybı ve sık bakım ihtiyacı, yenileme sonrasında yerini daha kararlı ve güvenilir bir ölçüm performansına bıraktı” dedi.  Kontrol ünitesi değişimiyle gerçekleştirilen retrofit, şirketlere hem daha hızlı hem de daha ekonomik bir çözüm sunuyor. Yenileme sonrasında cihazın sorunsuz bir şekilde çalışmaya başladığı ve neredeyse yeni bir makine performansına ulaşıldığı kullanıcılar tarafından ifade ediliyor. Kale Havacılık Kıdemli Kalite Kontrol Uzmanı Serdar Yıldırım, “Retrofit uygulaması, özellikle sistemin kontrol ve güç ünitelerinin güncellenmesiyle ölçüm süreçlerinin daha stabil ve verimli hale gelmesini sağladı” dedi.

Kesintisiz ve kontrollü modernizasyon
Hexagon’un akıllı retrofit yönetimi yaklaşımı, ihtiyaç analizinden kurulum ve son ayarlamalara kadar tüm süreci uzman ekipler eşliğinde planlıyor. Sahada gerçekleştirilen çalışmalarla üretim süreçlerindeki kesinti minimumda tutacak şekilde yönetilirken, makinelerin performansı en üst seviyeye çıkarılıyor. Bu yaklaşım sayesinde modernizasyon süreci, işletmeler için sorunsuz ve kontrollü bir gelişim yolculuğuna dönüşüyor. Retrofit kapsamında CMM’ler; yeni kontrol üniteleri, gelişmiş sensörler ve güncel yazılımlarla donatılıyor. Bu sayede ölçüm doğruluğu önemli ölçüde iyileşirken, en dar toleranslara sahip parçalar dahi güvenle denetlenebiliyor. HP-L-10.10 lazer tarayıcı gibi yeni nesil sensörlerin entegrasyonu, ölçüm sürelerini kısaltarak denetim döngülerini hızlandırıyor ve üretim verimliliğini artırıyor.

Maliyetleri düşüren yaklaşım
CMM sistemleri üreticiler için yüksek yatırım değerine sahip ekipmanlar arasında yer alırken, Hexagon Retrofit programı mevcut makinelerin kullanım ömrünü yıllarca uzatarak yeni yatırım maliyetlerini minimize ediyor. Yeni bir CMM satın almaya kıyasla çok daha düşük maliyetle hayata geçirilen bu modernizasyon aynı zamanda arıza sürelerinin azalmasına ve bakım ihtiyaçlarının düşmesine katkı sağlıyor. Retrofit ile güncellenen CMM’ler, güncel yazılım çözümleri sayesinde dijital üretim ekosistemlerine entegre edilebiliyor; bu da daha bağlantılı, izlenebilir ve verimli kalite kontrol süreçlerinin önünü açıyor.

BMR Frekans İnvertörleri

BMR elektrischer & elektronischer Gerätebau GmbH, 1978 yılından beri endüstriyel kontrol sistemleri alanında faaliyet göstermektedir. BMR, 30 yılı aşkın bir süredir senkron ve asenkron yüksek frekanslı motorlar için frekans invertörler geliştirmektedir. 20 çalışanı ile cihazlar yalnızca Almanya'da geliştirilip üretilmekte ve dünya çapında satılmaktadır. 

SFU 0303 Frekans İnvertörü – BMR'nin en çok yönlü sürücüsü 

SFU 0303 frekans invertörü, güvenilir ve çok yönlü bir sürücü çözümü olarak kendini kanıtlamıştır. 230 V şebeke geriliminde 3,8 kVA nominal güç ve 240.000 dev/dak maksimum hız ile geniş bir uygulama yelpazesini kapsamaktadır. 

Verimli kontrol ve esneklik

SFU 0303, düzenlenmiş ara devre gerilimi ve 28,5 kHz'lik darbe genişlik modülasyonu (PWM) ile dikkat çekiyor. Bu tasarım, tüm güç aralıklarında minimum kayıpla mili verimli bir şekilde kontrol etmeyi sağlıyor. Düzenleme yöntemi, ilgili uygulamaya hassas bir şekilde uyum sağlar, bu da hem milin çalışma kültürünü iyileştirir hem de ısınmayı azaltır. Bu nedenle çoğu durumda sinüs filtresi veya çıkış bobini gibi ek bileşenlere gerek kalmaz. Ayrıca düşük voltajlı millerin çalıştırılması da sorunsuz bir şekilde mümkündür. 

Çok yönlü kasa seçenekleri ve güvenlik özellikleri

SFU 0303, çeşitli kasa seçenekleriyle mevcuttur; bunlar arasında kontrol kabini versiyonu, masaüstü cihazı ve 19" veya 84TE masaüstü kasası bulunmaktadır. Mevcut kontrol kabini versiyonları, torkun güvenli bir şekilde kapatılmasını sağlayan Safe Torque Off (STO) güvenlik fonksiyonuyla standart olarak donatılmıştır. Mevcut tesislerde zahmetli ayarlamalar yapmadan değiştirmeyi kolaylaştırmak için STO'suz bir versiyon da isteğe bağlı olarak mevcuttur. 

Gelişmiş işlevler ve uyarlanabilirlik

SFU 0303 ayrıca, farklı uygulamalara uyum sağlama yeteneğini artıran, 16 adede kadar mil karakteristiği kaydetme gibi gelişmiş işlevler sunar. Dönme sensörü ve sıcaklık izleme (PTC, KTY, PT1000) için sensör girişlerinin entegrasyonu, sistemin hassas bir şekilde kontrol edilmesini ve izlenmesini sağlar. Analog 0–10 V ve dijital 0/24 V gibi kontrol girişleri ve röle çıkışları şeklindeki kontrol çıkışları ek esneklik sağlar. Arabirimler arasında RS 232 ve USB'nin yanı sıra isteğe bağlı olarak Profibus da bulunur. 

Sonuç

SFU 0303, yüksek verimlilik, esneklik ve güvenliği bir araya getirir. Çok yönlü kasa seçenekleri, genişletilmiş işlevleri ve kolay entegrasyonu, onu 80 VA'dan 3,8 kVA nominal güce sahip motorlara kadar en küçük motorların mil kontrolü alanındaki zorlu uygulamalar için mükemmel bir seçim haline getirir – taşlama, frezeleme, oyma veya düzeltme işlemlerinde hassasiyetin gerekli olduğu her yerde.
 

Vertiv™ PowerUPS 200 Serisi Yedek Güç Çözümleri

Kritik dijital altyapı ve süreklilik çözümlerinin küresel sağlayıcısı Vertiv, akıllı evler ve çalışma alanları için geliştirdiği yeni nesil kesintisiz güç kaynağı (UPS) sistemlerini tanıttı. 600 ila 2200 VA kapasite seçenekleriyle sunulan Vertiv™ PowerUPS 200 Serisi, modern tasarımı, kullanım kolaylığı ve geniş cihaz uyumluluğuyla öne çıkıyor. Çalışma istasyonları, satış noktası (POS) sistemleri, oyun konsolları, akıllı cihazlar ve ev eğlence sistemleri için tasarlanan seri, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde satışa sunularak Vertiv’in ev, ofis ve perakende ortamlarına yönelik tek fazlı UPS ürün portföyünü genişletiyor.

Vertiv EMEA Bölgesi BT Sistemleri İş Birimi Kıdemli Direktörü Giuseppe Leto, “Dijitalleşmenin hız kazandığı bu dönemde, kullanıcılar güvenilir olmasının yanı sıra karmaşık kurulum ve yönetim gerektirmeyen güç çözümlerine ihtiyaç duyuyor. Vertiv PowerUPS 200 Serisi, Vertiv’in köklü mühendislik birikimini, insanların bugün yaşadığı ve çalıştığı modern alanlara uyum sağlayan, sade ve sezgisel bir tasarımla buluşturuyor” dedi.

Günlük kullanımda kolaylık ve güvenilirlik sunmak üzere tasarlanan Vertiv™ PowerUPS 200 Standart Line Interactive Serisi (230V) ile Vertiv™ PowerUPS 200 Essential Line Interactive Serisi (230V), güç korumasını herkes için daha pratik hale getiriyor. Kullanıcı tarafından değiştirilebilen bataryalar sayesinde ürün ömrü güvenli bir şekilde uzatılabiliyor.
Kullanıcı deneyimini iyileştirmek üzere tasarlanan arayüz, modellere göre farklılık gösteriyor. Vertiv PowerUPS 200 Essential Line Interactive Serisi’nde çalışma süresini gösteren LED göstergeler yer alırken, Vertiv PowerUPS 200 Standart Line Interactive Serisi modellerinde sistem durumunun kolay ve net bir şekilde izlenmesini sağlayan renkli LCD ekran bulunuyor.

1000 VA ve üzeri modellerde yer alan Type-A ve Type-C USB şarj portları, mobil ve bağlantılı cihazlara kolay ve pratik bir güç kaynağı sunuyor. Yeni tasarımda ayrıca alarm yönetimini kolaylaştıran özel bir sessize alma tuşu ve geri dönüştürülebilir ambalaj gibi detaylara da yer veriliyor. Seri, otomatik voltaj regülasyonu (AVR) sayesinde elektrik dalgalanmalarını dengeleyerek cihazlara sabit ve güvenli bir enerji akışı sağlıyor. Geniş bir voltaj aralığında sorunsuz çalışacak şekilde optimize edilen iç tasarımıyla, kesintisiz ve güvenilir bir kullanım sunuyor.

Vertiv™ PowerUPS 200 Essential Line Interactive Serisi (230 V) ve Vertiv™ PowerUPS 200 Standart Line Interactive Serisi (230 V), modele göre değişmekle birlikte toplamda sekiz adete kadar priz çıkışı sunuyor. Kompakt yapısı ve geri dönüştürülebilir ambalajıyla modern çalışma alanları için uygun bir kullanım sağlarken, batarya dahil iki yıl garanti sunan Essential Serisi ve batarya dahil üç yıl garantiye sahip Standart Seri, kullanıcılara uzun vadeli bir güvence sunuyor.

Vertiv PowerUPS 200 Serisi, Vertiv’in tek fazlı masaüstü UPS ürün ailesini yenileyerek ev, ofis ve küçük ölçekli BT ortamları için güvenilir ve verimli bir güç koruması sunuyor. Vertiv™ Edge Line-Interactive UPS ve Vertiv™ Liebert® GXT5 UPS gibi ağ odaklı modellerle birlikte seri, Vertiv’in uçtan uca güç yönetimi yaklaşımının bir parçası olarak, dijital operasyonların bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçlarını d
 

Yüksek Performanslı MCU'lar ve Entegre Çevre Birimleri ile Modern Gömülü Sistem Tasarım Zorluklarının Üstesinden Gelme

Gömülü sistemler, endüstriyel otomasyondan bağlantılı otomotive ve gelişmiş IoT cihazlarına kadar daha karmaşık uygulamaları desteklemek üzere geliştikçe, tasarımcılar performans, esneklik ve güvenilirlik arasında denge kurmada artan zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Tasarımı ölçeklendirme ve çeşitli çevre birimlerini entegre etme yeteneği, bu zorlukların üstesinden gelmek ve tasarımları geleceğe hazırlamak için çok önemlidir.

Yüksek Performanslı İşleme ve Gerçek Zamanlı İş Yüklerini Destekleme
Gömülü sistemler giderek artan bir şekilde gerçek zamanlı veri işleme, gelişmiş analitik ve birden fazla iletişim protokolü desteği gerektirmektedir. Bu, yalnızca güçlü bir çekirdek (örneğin 128 MHz'e kadar çalışan Arm® Cortex®-M4F) değil, aynı zamanda verimli bellek mimarileri ve sağlam kesme işleme gerektirir.

Güvenilir Çalışmayı Sağlamak ve Tasarım Riskini Azaltmak
Endüstriyel ve otomotiv uygulamalarında, sistemlerin aşırı sıcaklık aralıklarında tutarlı bir şekilde çalışması ve AEC-Q100 Grade 1 yeterlilikleri gibi katı güvenilirlik standartlarına uyması gerektiğinden, güvenilir çalışma sağlamak ve tasarım riskini en aza indirmek kritik öneme sahiptir. Bu zorlu koşullar altında güvenilir performans sağlayan bileşenleri ve sistem mimarilerini seçmek çok önemlidir. Ayrıca, RF tasarımı, hem riski hem de maliyeti artırabilen kapsamlı test ve sertifikasyon süreçleri gerektiren ek karmaşıklık getirir.

Karmaşık Bağlantı ve Arayüz Gereksinimlerini Yönetmek
Yeni nesil sistemler genellikle Bluetooth® LE, Thread, CAN FD, Ethernet, USB ve daha fazlası gibi birden fazla kablolu ve kablosuz protokol üzerinden iletişim kurmaya ihtiyaç duyar. Düşük güç tüketimi ve yüksek veri aktarım hızını korurken bu arayüzleri entegre etmek önemli bir teknik engeldir. Çeşitli bağlantıları desteklemek için birden fazla IC'ye güvenmek, PCB alan gereksinimlerini daha da artırabilir ve genel sistem maliyetini yükseltebilir.

Yüksek Bellek ve Çevre Birimi Entegrasyonu Bu Zorlukların Üstesinden Nasıl Geliyor?
Bu gelişen zorlukların üstesinden gelmek için tasarımcılar, hem yüksek bellek kapasitesi hem de kapsamlı çevre birimi entegrasyonu sunan mikrodenetleyicilere giderek daha fazla yöneliyorlar. Bu özellikler, modern gömülü uygulamaların taleplerini karşılamak için gereken esnekliği ve performansı sağlar.

Esneklik ve Güvenlik için Bellek Mimarisi
Modern mikrodenetleyici birimleri (MCU'lar), gelişmiş kablosuz iletişim yığınlarını ve sağlam güvenlik protokollerini desteklemede çok önemli bir rol oynayan önemli miktarda çip üzerinde bellek sunar. Bu artan bellek kapasitesi, yalnızca karmaşık kablosuz protokollerin işlenmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda güvenli veri depolama ve güvenli iletişim için kriptografik işlemlere de olanak tanır. Ek olarak, yerel veri işleme ve analizini kolaylaştırarak bulut veya ağ geçidi cihazlarına olan bağımlılığı azaltır, bu da verimliliği artırmaya ve gecikmeyi azaltmaya yardımcı olur. Yeterli bellekle, MCU'lar ayrıca havadan (OTA) ürün yazılımı güncellemelerini de işleyebilir, bu da güncellemelerin dağıtımını, güvenlik yamalarının uygulanmasını ve kablosuz ve güvenlik standartları geliştikçe cihazların gelecekteki genişlemeye hazırlanmasını kolaylaştırır. Kriptografik anahtarlar ve önyükleme kodu için güvenli depolama, özellikle yüksek düzeyde güven gerektiren IoT cihazları ve uygulamaları için önemli olan cihaz güvenliğini artırır.

Hızlandırılmış Geliştirme ve Güvenilir Çalışma
Kanıtlanmış referans tasarımları, önceden sertifikalandırılmış RF modülleri ve AEC-Q100 Sınıf 1 yeterliliği sunan bir çözüm veya tedarikçi, endüstriyel ve otomotiv uygulamalarındaki temel zorlukların üstesinden etkili bir şekilde gelebilir. Bu yaklaşım, güvenilir donanım ve yazılım paketleri sağlayarak pazara daha hızlı giriş sağlar ve tasarım riskini azaltırken, aynı zamanda sertifikasyon gecikmelerini ve ilgili maliyetleri en aza indirmek için düzenleyici uyumluluğu da kolaylaştırır. Ek olarak, zorlu ortamlarda güvenilir performans ve geniş bir sıcaklık aralığında güvenilir çalışma sağlayarak, üreticilere kritik sistemler için gerekli olan katı güvenilirlik standartlarını karşılama konusunda güven verir.

Sistem Çok Yönlülüğü için Çevre Birimi Entegrasyonu
Yüksek düzeyde entegre edilmiş MCU'lar, CAN FD, Ethernet, USB, motor kontrolü (QEI), grafikler, dokunmatik algılama ve gelişmiş analog fonksiyonlar (ADC/DAC) gibi birden fazla çevre birimini tek bir çipte birleştirerek, basitleştirilmiş kart tasarımı ve azaltılmış malzeme listesi (BOM) sağlar. Bu entegrasyon, farklı ürün varyantlarına veya gelişen standartlara uyum sağlamak için esnek sistem yapılandırmasına olanak tanır, motor geri bildirimi ve sensör verisi toplama gibi verimli gerçek zamanlı kontrol ve izlemeyi destekler ve maliyet hassasiyeti yüksek uygulamalarda bile dokunmatik ve grafik desteğiyle zengin kullanıcı arayüzleri sağlar.

Örneğin, modern garaj kapısı sistemleri, kompakt ve maliyet etkin bir tasarım içinde güvenli kablosuz bağlantı, doğru motor kontrolü ve kullanıcı dostu arayüzler gerektirir.  Microchip'in PIC32-BZ6 MCU'su gibi yüksek entegrasyonlu kablosuz bir MCU, yüksek bellek entegrasyonu ve çok protokollü kablosuz çalışmasıyla bu talepleri karşılar. Bluetooth Düşük Enerji (BLE) uzaktan erişim için kullanılabilir ve 2 MB Flash ve 512 KB RAM'in yüksek bellek entegrasyonu gelişmiş kontrol algoritmalarını destekleyebilir. Çoklu Darbe Genişliği Modülasyonları (PWM), yüksek çözünürlüklü ADC ve QEI entegrasyonu, hassas motor çalışması ve sensör geri bildirimi ile güvenilir konum takibi sağlar. Ek olarak, entegre dokunmatik ve grafik yetenekleri, sezgisel tuş takımı ve ekran arayüzleri sağlar. PIC32-BZ6 gibi tek çipli bir çözüm, donanım tasarımını basitleştirir, PCB boyutunu küçültür ve genel sistem maliyetlerini düşürerek yeni nesil garaj kapısı uygulamaları için idealdir.

Gerçek Dünya Etkisi: Yeni Nesil Gömülü Çözümlerinizi Geleceğe Hazırlayın
Yüksek bellek ve entegre çevre birimlerine sahip ölçeklenebilir çözümlerden yararlanarak, tasarımcılar donanım yeniden tasarımına gerek kalmadan çok çeşitli uygulamaları ve gelecekteki güncellemeleri destekleyen platformlar oluşturabilirler. Bu yaklaşım, endüstriyel ve otomotiv ortamlarında zorlu performans ve güvenilirlik gereksinimlerini karşılamalarını, hem eski hem de yeni standartları destekleyen gelişmiş bağlantı ve kullanıcı arayüzlerini entegre etmelerini ve küresel düzenlemelere uyumluluğu sağlarken cihaz güvenliğini artırmalarını mümkün kılar.

Örneğin, tek bir MCU platformu, bellek kullanımını yapılandırarak, ilgili çevre birimlerini etkinleştirerek ve gerektiğinde bellenimi güncelleyerek hem akıllı bir endüstriyel sensör hem de bağlantılı bir otomotiv modülü geliştirmek için kullanılabilir. Bu yaklaşım, geliştirmeyi kolaylaştırır, maliyetleri düşürür ve uzun vadeli uyarlanabilirliği sağlar.

Sonuç
Yüksek bellek ve çevre birimi entegrasyonu sadece ürün özellikleri değil, yeni nesil gömülü sistemlerin teknik zorluklarını çözmek için gerekli olan temel unsurlardır. Esneklik, güvenilirlik ve güvenlik sunan mimarileri benimseyerek, geliştiriciler bugünün taleplerini karşılayan ve yarının fırsatlarına uyum sağlayan çözümler sunabilirler.
 

KROHNE Türkiye’nin Akış Ölçüm Enstrümanları Kalibrasyon Tesisi TÜRKAK Tarafından Akredite Edildi

KROHNE’nin endüstriyel akış ölçüm enstrümanlarına yönelik olarak Türkiye’de 14.06.2023 tarihinde hizmet vermeye başlayan kalibrasyon tesisi, 06.01.2026 tarihinde Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) tarafından akredite edildi.

Firma tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Endüstriyel akış ölçüm enstrümanlarının performanslarının, sahadaki gerçek çalışma koşullarına uygun şekilde doğrulanması; doğru, güvenilir ve karşılaştırılabilir ölçümler elde edilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu doğrulama süreçleri, üretim proseslerinde verimlilik ve kaliteyi doğrudan etkileyen temel unsurlar arasında yer alır. Bu kapsamda, akredite kalibrasyon altyapıları endüstriyel ölçümlerde önemli bir referans noktası oluşturmaktadır.

KROHNE Türkiye’nin bu amaçla Ümraniye / İstanbul’da kurmuş olduğu kalibrasyon rigi ile DN200 çapa kadar olan akışölçerler için ıslak kalibrasyon ve doğrulama işlemleri gerçekleştirilebilmektedir. Kalibrasyonlar, alım satım onaylı Coriolis kütlesel akışölçer referansı kullanılarak; sürekli basınç ve seviye ölçümleri ile birlikte yapılmaktadır. Sistem, 20 m³ sabit su hacmi sayesinde yüksek akış değerlerinde test yapılmasına da olanak sağlamaktadır.

KROHNE Türkiye, alınan TÜRKAK akreditasyonu ile birlikte 06.01.2026 tarihinden itibaren, DN15–DN200 çap aralığında ve farklı proses bağlantılarına sahip akışölçerler için akredite ıslak kalibrasyon ve doğrulama hizmetleri sunmaya başlamıştır.

Buna ek olarak, DN25 ve DN50 çaplı Coriolis kütlesel akışölçerlerin master metre olarak kullanıldığı mobil kalibrasyon sistemi ile, 20 ton/saat akış değerine kadar yerinde akredite kalibrasyon hizmeti de sağlanmaktadır.”

    Üzgünüz, aramanızla eşleşen sonuç bulunamadı.

    Tüm içeriğe ve işlevlere erişmek için lütfen üye girişi yapın:


    Hala bir hesabınız yok mu?
    Ücretsiz bir tane oluşturun

    Parolanızı mı unuttunuz ?
    Geri getir buraya.